Blog Arşivleri

İhsan Eliaçık: İdeoloji uğruna ayeti çarpıtan adam

İhsan Eliaçık, “Müslüman sol”un yeni kanaat önderi. Kâh bir TV programında “aktivist” pelerini altına gizlenip atıp tutarken kâh bir gazeteye “zorlama marjinalliklerle” çevirili bir mülakat verirken kâh Aylin Aslım, Tuna Kiremitçi gibi insanlarla “iftar protestosu” yapıp İslamı kurtarırken(!) görüyoruz kendisini. İlmi temelden yoksun ve mantık penceresinden olaya yaklaşamayan insanları etkilemede en az Hasan Sabbah kadar başarılı. Başarılı olduğu diğer bir konuda komüniteryen, proudhonist iktisadi anlayışı İslam’a yamamaya çalışması. Hadisleri, ayetleri öylesine “doğal” şekilde çarpıtıyor ki, kimse bir terslik olduğunu düşünmüyor. “Sosyal adalet” gibi, “ezilenler” gibi, “yoksullar” gibi öyle ince konulardan bahsediyor ve bu konuları öylesine “kullanıyor” ki kendisi aleyhinde  söylenen her kelamı kendisinin aleyhinde olan  herkesi “kapitalizmin uşağı”, “zenginlerin dalkavuğu” olarak lanse etmekte beis görmüyor. Ancak artık hakikat zamanı. “Show must go on” deyip televizyonlarda, gazetelerde dezenformasyonun dibine vuran Eliaçık’a birilerinin “şov bitti” demesi gerekiyor.

Bildik bir çarpıtma: Hud-87

Zamanın birinde, İhsan Eliaçık Habertürk’te yayınlanan “Karşıt Görüş” isimli bir programa katıldı. Program boyunca genel olarak Mustafa Akyol ile tartışan İhsan Eliaçık “İslam sosyalizme benzer” temalı konuşmasında kendi tezini güçlendirmek için bir de ayet örneği verdi(5. dakikada veriyor örneği);

İhsan Eliaçık ayeti çarpıtırken

(Videonun başlığı “İhsan Eliaçık, kapitalist Mustafa Akyol’u mat etti” ancak videonun tamamını izlerseniz kimin kimi mat ettiğini kendiniz görmüş olursunuz.)

İhsan Eliaçık Hud Suresi 87. ayeti okuyor;

Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

Bu ayeti örnek veren Eliaçık şu hezeyanları sıralıyor; “Bu ayet mülkiyeti sınırlıyor, mal dolaşımını sınırlıyor“. Oysa ayetin mülkiyeti-mal dolaşımını sınırlamakla alakası yok. Ayette bahsedilen bambaşka bir mevzu. Tabii bunu anlamak için önce ayetin öncesine bakmak lazım;

85 – “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

86- “Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.”

87- Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

Hud Suresi 85, 86 ve 87. ayetlerde anlatılan hadise görüldüğü gibi gayet açık; Hz. Şuayb kavmine hitaben diyor ki “adaletli ticaret yapın, bozgunculuktan uzak durun, kazancınız helal olsun”. Ancak Hz. Şuayb’i anlamak istemeyen kavmi cevaben diyor ki “kıldığın namaz mı, mallarımız hakkında dilediğimizi yapmamızı yasaklıyor?”. Yani kavmi, Şuayb Peygamberin ilettiği mesajı eviriyor, çeviriyor ve sonunda “çarpıtıyor”.

Peki İhsan Eliaçık ne yapıyor? Sapkın bir kavmin etmiş olduğu sapkın bir sözü sanki “İslami hakikat”miş gibi sanki “Allah kelamı”ymış gibi anlatıyor. Oysa Kur’an-ı Kerim’de “sapkınların ettiği laflar” da yer alır. İşte bu sözler onlardan biridir.

Kavmi, Şuayb peygamberin “adaletli olun” çağrısını “mülkiyetimizi mi kısıtlıyorsun?” diye tepkiyle karşılamıştır. Oysa Şuayb Peygamber mezkur ayetlerde görüleceği üzere yalnızca “adaleti” öğütlemiştir. Onun sözlerini çarpıtan kavmidir. Ve ne yazıktır ki İhsan Eliaçık da sapkın bir kavmin ettiği laftan kendi “ideolojisi” için yararlanmaya çalışmış ve sapıkça edilmiş sözleri İslam kisvesinde sunmuştur.  Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde olmadığı gibi Hud 87’de de “mülkiyet kısıtlaması” diye bir şey yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hud-87 tefsiri ortada;

Hz. Şu’ayb onlara, mallarınızda istediğiniz gibi tasarruf etmeyin, demiş değildi, “insanların mallarına haksızlık etmeyin” demişti. 

Bu kadar net olan bir gerçeği, makaslamak-cımbızlamak suretiyle çarpıtmaya çalışmak acaba nasıl bir ruh halinin ürünüdür? Eliaçık’ın ideoloji sevdası, ayet-i kerimeyi mecrasının dışında yorumlatacak kadar fazla demek ki.

Dini eğip-bükmek

İhsan Eliaçık’ın “Sosyalist İslam” doğrultusundaki idealleri için ayetleri, hadisleri, tarihi çarpıttığını tek bir örnek üzerinden gördük. Ancak bu tek örnek değil. Tevbe Suresi 34.ayet de çarpıtılan, evriltilen ayetlerden. Ayet şöyle;

Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

İhsan Eliaçık işbu ayeti “mal yığmaya” karşı bir ayet olarak yorumlamıştır. Ancak dünyevi ideallerden arınık olarak yalnız ayeti anlamaya yönelik olarak bakıldığında çıkan sonuç şu;

1- İnsanların haklarını yiyerek, adaletsiz şekilde para kazanmayın.

2- Kazandığınız, yığdınız parayı Allah yolunda harcayın.

Yani ayet-i kerime, Müslümanlara “nasıl kazanılır?”, “nasıl harcanır?” suallerinin cevabını veriyor. Yığılan malın Allah yolunda harcanması söyleniyor. Peki Allah yolunda harcamak ne demek? Zekat, sadaka, fitre, infak vermek ve -geçmiş zamanlar için- “gaza-cihad” yolunda malını ortaya koymaktır. Ancak Eliaçık’ın eğip-bükmeleri burada da karşımızda. Çünkü Eliaçık “zekat” ibadeti için “fazla olanın verilmesi” şeklinde bir tanımlamada bulunuyor. Yani insanlar fazla mallarını “hepsini” zekat olarak vermeliymiş. Geçen yazımda bu olayın detayına inmiş ve zekat ibadetinde “fazla malın hepsini vermek” gibi bir zorunluluğun olmadığını hadisler-ayetler üzerinden göstermiştim. Allah(c.c.) -Muhammed Suresi’nde buyurduğu üzere- “insanların Allah yolunda ‘tüm mallarını’ feda etmelerini istemez”.

Bir tarafta İhsan Eliaçık’ın mitleri, bir tarafta İslam’ın hakikatleri. Mitlere mi yoksa hakikatlere mi inanacaksınız? Tercih sizin.

Zekat ve zenginliğin meşrulaşması

Peygamberimizin hicretinin ikinci yılında “zekat” ibadeti farz kılındı. Zekat; minumum, nisab miktarı kadar mala sahip olan mü’minlerin bazı mallarının belli bölümünü, üzerinden bir müddet geçtiği takdirde başka müslümanların mülkiyetine vermesidir. İslamiyetin belirlediği ölçütlerde “zengin” olan her kişi zekat vermek zorundadır.

Ne yazık ki “zekat” ibadeti de -diğer bazı dini gereklilikler- gibi türlü çarpıtmalara ve yanlış yorumlamalara maruz kalmakta. Bunun en barizi İhsan Eliaçık tarafından yapılmakta. Racon dergisine verdiği röportajda, zekat ibadetini şu şekilde tarif ediyor Eliaçık;

Zekat fazlalık demek, ihtiyaçtan fazla olanı vereceksin. “Zekatı verildikten sonra” “fazla olanı verildikten sonra” demektir. Fazla olanı verince nasıl servetin olacak?

İhsan Eliaçık zekat ibadetinden “fazla olan malların hepsinin verilmesi” anlamını çıkarıyor. Oysa ne Kur’an-ı Kerim’de ne de hadis-i şeriflerde bu yönde bir ifade, telkin, emir yoktur. Tamamen ideolojik tandanslı bir tanımdır Eliaçık’ın yaptığı. Ehli hayvanın zekatı, ticari malların zekatı, paranın zekatı, arazi ürününün zekatı ve madenin zekatı mevzuları peygamber efendimizce de ondan sonra gelen alimlerce de ayrı ayrı ele alınmış ve çeşitli “ölçüler“(gümüş sikkenin en az 40’ta 1’inin ya da 25 deve için en az 1 dişi deve yavrusunun verilmesi gibi ölçüler) belirlenmiştir. Zekata bağlı olan mallar için belirlenen bu ölçülerin hiçbiri “fazla olan malınızın hepsini verin” demez. Elbette ne kadar fazla zekat verilse o kadar iyidir ancak ne Allah(c.c.) ne de onun Resulü böyle bir istekte bulunmaz. Muhammed Suresi, 36. ayet açıktır;

Allah sizden sahip olduğunuz bütün varlıkları (kendi davası uğrunda feda etmenizi) istemez.

Allah(c.c.)’ın dahi istemediği bir şeyi kulların istemesi hatta “zorunlu” kılması neyle izah edilir? Şayet zekat denen ibadet fazla olan malların hepsinin verilmesi idiyse Peygamber efendimiz neden “kırkta bir” gibi çeşitli minumum ölçüler koymuştur? İdeolojileri İslamiyete yamamaya çalışmanın sonucu bu olsa gerek.

 

Zenginliğin Meşrulaşması

“Müslüman sol” inatla İslamiyet’in servete-mülkiyete karşı olduğunu söylese de “zekat” ibadeti başlı başına bu tezi çürütmekte. Zira zekat demek, zenginin fazla malının bir kısmını dağıtması demek. Buradan hareketle çıkarılacak sonuç; İslamiyet insanların zengin olmasına servet sahibi olmasına karşı çıkmaz sadece servetlerin kazanılması ve harcanması hususunda düzenlemeler-kurallar getirir. “Helal kazanç” prensibi servetin kazanılmasına yönelik bir kuralken, “Zekat” ibadeti de servetin harcanmasına yönelik bir kural. Tüm bu prensipler-kurallar-gereklilikler ve düzenlemeler zenginliğin caiz olmadığı anlamına gelmez. Tam aksine bu prensipler manzumesi zenginliğin İslamiyet açısından kabulü ve meşrulaşması demektir.

Ömer Nasuhi Bilmen, “Büyük İslam İlmihali” isimli eserinde şöyle der;

– Zekat verecek kimse, temel ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisab mikdarı veya daha fazla bir mala sahib bulunmalıdır.

– Zekatın gereği için, tam bir mülkiyet bulunmalıdır. Bir malın mülkiyetiyle beraber onun elde de bulunması gerekir.

Yani zekat vermek için mülkiyet-servet sahibi, İslami prensipler dairesinde “zengin” bir kişi olmak icap ediyor. Bu da bahsettiğim noktaya getiriyor bizleri; İslamiyet ne zengine ne zenginliğe ne mülkiyete ne servete karşıdır.