Blog Arşivleri

İslam ve Liberalizm

  • Evvela…

Düşünce hayatı olabildiğine çeşitleniyor. Yeni dünya düzeni, yeni fikirleri daha doğrusu bizlerin yeni sandığı eski hakikatleri gün yüzüne çıkartıyor. Kendi rönesansına gebe olan İslamiyet’te bu durum daha açık şekilde gözükmekte. Köklerine sarılarak bir atılım yapma çabasındaki İslami camia asırlardır süregelen, “dinsel” zannedilip dokunulamayan mevzulara el atma ve bu mevzuları akıl-nakil cenderesinde yeniden tartma uğraşında.

Bu uğraşın şüphesiz en önemli olanı “iktisadi” alanda yapılanlar. Peygamber efendimizden sonra kurulan büyük İslam devletlerinin “devletçi” kimliğe sahip olması ve ayrıca İslamiyet’teki güçlü “sosyal adalet” anlayışının çarpıtılması; yıllar boyunca Müslüman cenahın “liberalizm” gibi sözüm ona “öcü”lerden kaçmasına sebebiyet vermiştir.

Ancak değişen dünya, dinsel görünümlü “sosyalist” fikirlerin de çöküşünü beraberinde getirmiştir. Özellikle Süveyş Krizi K.Afrika, Ortadoğu entelijansiyasını derinden etkilemiş ve bu kriz hasebiyle Müslüman aydınlar SSCB’ye yakınlık beslemiş dolayısıyla sosyalizme-Marksizme doğru bir hareketlilik yaşanmıştır. Bu atmosferde şekillenen “iktisadi” fikirler referans noktasını Kur’an-ı Kerim’den yahut Asr-ı Saadetten almamıştır. Her ne kadar onlar bunu iddia etse de fikirleri İslamla yoğrulmuş bir sosyalizmden ibaretttir. Ne yazık ki “İslami” sanılan bu trend on yıllar boyunca doğu alemini esir almıştır.

Ancak hakikate direnemeyen bu “sapma” bir noktada tıkanmış ve miadını doldurmuştur. Artık İslam ile bağdaşan ve hurafelerden uzak bir dünya görüşü yani “liberalizm”, Müslüman halkların tercihi haline gelmiştir. Arap aleminde otoriteryen-kollektivist iktidarlara karşı girişilen mücadele bunun en nadide örneğidir.

  • Liberalizm nedir? 

Liberalizm ferdiyetçiliktir,  -Marksist ağızla konuşursam- insanı prangalarından kurtarır. Politik, iktisadi ve toplumsal arenada insanın özgürleşmesi-bağımsızlaşması üzerine kuruludur. Ve bu özgürlük alanına karşı en büyük tehditi oluşturan “devlet”i  minimalize etme, sınırlandırma, meşru sınırlarına çekme gayesini taşır. Liberalizmin ana ilkesini F.August von Hayek kısa-net-öz bir şekilde açıklamıştır;

Birey devlet için değil, devlet birey için vardır.

John Locke da meşhur bir vecizi ile liberalizmi kısaca anlatmıştır;

Her birey kendi kişiliğinin ve mülkiyetinin mutlak efendisidir.

Liberalizm, insanı yığınlar arasında yok etmeye çalışan kollektivist ideolojilere zıt olarak insanı özgürleştirme çabasındadır. İnsanın özgür olmasını sağlayan çeşitli unsurlar da liberalizm tarafından dokunulmaz ilan edilmiştir. Mesela; mülkiyet, kişisel tercihler… bunlardan bazılarıdır. Liberalizm bunları korumayı amaçlar. Ceberutlaşmaya müsait, içinde bir canavarı taşıyan devlet; liberalizmin koruduğu alanları deşmeye müsaittir. Kısacası insanı köleliştirme, ‘vatandaşlaştırma’, fedaileştirme peşindedir devlet. Liberalizm ise her alanda bireysel özgürlükleri genişletip, devlet otoritesini daraltarak insanı özgürleştirme, ‘bireyleştirme’ uğraşındadır.

İktisadi liberalizm yani kapitalizm; üretim araçlarının özel mülkiyete ait olduğu, ekonomik unsurların değişiminin “piyasa” marifetiyle yapıldığı bir sistemi ifade eder. Özetle piyasada özel yapılar egemendir. Bu sistemde bittabi kişiler “servet” sahibi olur. İşte bu noktada “sosyalist Müslümanların” bildik-tanıdık tepkileri gelir. Ve İslam’ın “servete” karşı olduğunu söylerler.

  • İslam ve Servet

Bu konuda en çok istismar edilen ayet Tevbe Suresi 34.ayettir;

Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

Ancak, ayet-i kerime servete karşı bir tutum sergilemiyor. Malın kazanılması ve yığılan malın harcanması hususunda, mü’minlere prensipler-gereklilikler sunuyor. Daha sonraki yazılarımda daha detaylı ele alacağım “servet” hadisesi bundan ibaret. Helal yolla kazanılmış ve Allah yolunda harcanmış(zekat vs.) malda dini sakınca yoktur. Din, Allah yolunda tüm paranın harcanmasını da istemez. Bunun için peygamber efendimiz “para”nın zekatı için 40’ta 1 gibi minumum bazı değerler koymuştur. Paranın 40’ta 40’ı istenmemiştir.

  • İslam ve Liberalizm nasıl bağdaşır?

Muhakkak ki, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. (Tevbe, 116)

Bu ayet-i kerime de türlü çarpıtmalara maruz kalmakta. Mülkün yalnız Allah’ın olduğu söylenerek, özel mülkiyete ve kapitalizme karşı bir saldırı gerçekleşmekte. Oysa ayetin anlattığı şey bambaşkadır. Ayet, her şeyin asıl sahibini hatırlatır. Bizlerin yalnız geçici birer kiracı olduğumuz vurgulanır. Ancak iktisadi bir prensip getirmez. Şayet getiriyorsa da bu liberalizme karşı bir prensip değildir. Zira liberalizm bireysel mülkiyeti korumakla birlikte -savunma, adalet- gibi kalemlerde devlet mülkiyetini destekler. Oysa sosyalizm, mülkün tek sahibini “devlet” olarak görür. Ve ortaya tanrı-devlet modeli çıkar. Şayet itikadi açıdan bir sorun varsa bu sosyalizmle ilgilidir. Zira -sözde- “toplum adına” her şeyi tekelinde tutan “devlet” bir nevi tanrılaştırılmakta.

Ezcümle, İslam ve liberalizm bağdaşır. Zira özel mülkiyet her ikisinde de vardır. Özel mülkiyet demek liberal ekonomi demektir. Peygamber efendimiz dönemi uygulamaları göz önüne alındığında -kısmen de olsa- modern liberal iktisatın savunduğu gibi bir düzen göze çarpar. Bu hakikati hadislerle, ayetlerle gelecek yazılarımda pekiştermeyi umuyorum.

Helâl yoldan kazanç aramak her Müslüman üzerine farzdır. (Hadis-i Şerif)