İhsan Eliaçık: İdeoloji uğruna ayeti çarpıtan adam

İhsan Eliaçık, “Müslüman sol”un yeni kanaat önderi. Kâh bir TV programında “aktivist” pelerini altına gizlenip atıp tutarken kâh bir gazeteye “zorlama marjinalliklerle” çevirili bir mülakat verirken kâh Aylin Aslım, Tuna Kiremitçi gibi insanlarla “iftar protestosu” yapıp İslamı kurtarırken(!) görüyoruz kendisini. İlmi temelden yoksun ve mantık penceresinden olaya yaklaşamayan insanları etkilemede en az Hasan Sabbah kadar başarılı. Başarılı olduğu diğer bir konuda komüniteryen, proudhonist iktisadi anlayışı İslam’a yamamaya çalışması. Hadisleri, ayetleri öylesine “doğal” şekilde çarpıtıyor ki, kimse bir terslik olduğunu düşünmüyor. “Sosyal adalet” gibi, “ezilenler” gibi, “yoksullar” gibi öyle ince konulardan bahsediyor ve bu konuları öylesine “kullanıyor” ki kendisi aleyhinde  söylenen her kelamı kendisinin aleyhinde olan  herkesi “kapitalizmin uşağı”, “zenginlerin dalkavuğu” olarak lanse etmekte beis görmüyor. Ancak artık hakikat zamanı. “Show must go on” deyip televizyonlarda, gazetelerde dezenformasyonun dibine vuran Eliaçık’a birilerinin “şov bitti” demesi gerekiyor.

Bildik bir çarpıtma: Hud-87

Zamanın birinde, İhsan Eliaçık Habertürk’te yayınlanan “Karşıt Görüş” isimli bir programa katıldı. Program boyunca genel olarak Mustafa Akyol ile tartışan İhsan Eliaçık “İslam sosyalizme benzer” temalı konuşmasında kendi tezini güçlendirmek için bir de ayet örneği verdi(5. dakikada veriyor örneği);

İhsan Eliaçık ayeti çarpıtırken

(Videonun başlığı “İhsan Eliaçık, kapitalist Mustafa Akyol’u mat etti” ancak videonun tamamını izlerseniz kimin kimi mat ettiğini kendiniz görmüş olursunuz.)

İhsan Eliaçık Hud Suresi 87. ayeti okuyor;

Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

Bu ayeti örnek veren Eliaçık şu hezeyanları sıralıyor; “Bu ayet mülkiyeti sınırlıyor, mal dolaşımını sınırlıyor“. Oysa ayetin mülkiyeti-mal dolaşımını sınırlamakla alakası yok. Ayette bahsedilen bambaşka bir mevzu. Tabii bunu anlamak için önce ayetin öncesine bakmak lazım;

85 – “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

86- “Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.”

87- Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

Hud Suresi 85, 86 ve 87. ayetlerde anlatılan hadise görüldüğü gibi gayet açık; Hz. Şuayb kavmine hitaben diyor ki “adaletli ticaret yapın, bozgunculuktan uzak durun, kazancınız helal olsun”. Ancak Hz. Şuayb’i anlamak istemeyen kavmi cevaben diyor ki “kıldığın namaz mı, mallarımız hakkında dilediğimizi yapmamızı yasaklıyor?”. Yani kavmi, Şuayb Peygamberin ilettiği mesajı eviriyor, çeviriyor ve sonunda “çarpıtıyor”.

Peki İhsan Eliaçık ne yapıyor? Sapkın bir kavmin etmiş olduğu sapkın bir sözü sanki “İslami hakikat”miş gibi sanki “Allah kelamı”ymış gibi anlatıyor. Oysa Kur’an-ı Kerim’de “sapkınların ettiği laflar” da yer alır. İşte bu sözler onlardan biridir.

Kavmi, Şuayb peygamberin “adaletli olun” çağrısını “mülkiyetimizi mi kısıtlıyorsun?” diye tepkiyle karşılamıştır. Oysa Şuayb Peygamber mezkur ayetlerde görüleceği üzere yalnızca “adaleti” öğütlemiştir. Onun sözlerini çarpıtan kavmidir. Ve ne yazıktır ki İhsan Eliaçık da sapkın bir kavmin ettiği laftan kendi “ideolojisi” için yararlanmaya çalışmış ve sapıkça edilmiş sözleri İslam kisvesinde sunmuştur.  Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde olmadığı gibi Hud 87’de de “mülkiyet kısıtlaması” diye bir şey yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hud-87 tefsiri ortada;

Hz. Şu’ayb onlara, mallarınızda istediğiniz gibi tasarruf etmeyin, demiş değildi, “insanların mallarına haksızlık etmeyin” demişti. 

Bu kadar net olan bir gerçeği, makaslamak-cımbızlamak suretiyle çarpıtmaya çalışmak acaba nasıl bir ruh halinin ürünüdür? Eliaçık’ın ideoloji sevdası, ayet-i kerimeyi mecrasının dışında yorumlatacak kadar fazla demek ki.

Dini eğip-bükmek

İhsan Eliaçık’ın “Sosyalist İslam” doğrultusundaki idealleri için ayetleri, hadisleri, tarihi çarpıttığını tek bir örnek üzerinden gördük. Ancak bu tek örnek değil. Tevbe Suresi 34.ayet de çarpıtılan, evriltilen ayetlerden. Ayet şöyle;

Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

İhsan Eliaçık işbu ayeti “mal yığmaya” karşı bir ayet olarak yorumlamıştır. Ancak dünyevi ideallerden arınık olarak yalnız ayeti anlamaya yönelik olarak bakıldığında çıkan sonuç şu;

1- İnsanların haklarını yiyerek, adaletsiz şekilde para kazanmayın.

2- Kazandığınız, yığdınız parayı Allah yolunda harcayın.

Yani ayet-i kerime, Müslümanlara “nasıl kazanılır?”, “nasıl harcanır?” suallerinin cevabını veriyor. Yığılan malın Allah yolunda harcanması söyleniyor. Peki Allah yolunda harcamak ne demek? Zekat, sadaka, fitre, infak vermek ve -geçmiş zamanlar için- “gaza-cihad” yolunda malını ortaya koymaktır. Ancak Eliaçık’ın eğip-bükmeleri burada da karşımızda. Çünkü Eliaçık “zekat” ibadeti için “fazla olanın verilmesi” şeklinde bir tanımlamada bulunuyor. Yani insanlar fazla mallarını “hepsini” zekat olarak vermeliymiş. Geçen yazımda bu olayın detayına inmiş ve zekat ibadetinde “fazla malın hepsini vermek” gibi bir zorunluluğun olmadığını hadisler-ayetler üzerinden göstermiştim. Allah(c.c.) -Muhammed Suresi’nde buyurduğu üzere- “insanların Allah yolunda ‘tüm mallarını’ feda etmelerini istemez”.

Bir tarafta İhsan Eliaçık’ın mitleri, bir tarafta İslam’ın hakikatleri. Mitlere mi yoksa hakikatlere mi inanacaksınız? Tercih sizin.

About these ads

Ağustos 15, 2011 tarihinde Genel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 10 Yorum.

  1. hikmet kuran

    İhsan Eliaçık ın yazılarını ilgi ile izliyorum.Kapitalizm altında yaşayan müslümanların arasında bu düşüncede olan insanların ortaya çıkması çok doğal dahası kaçınılmazdır. Kapitalizm doğası gereği zenginliği ve yoksulluğu birlikte yeniden ve yeniden üretir. Toplumda zengin-yoksul, sömüren-sömürülen varlığı sosyal adalet arayışını davat eder.Toplumda sosyal adalet arayışı nerede ise tektanrılı dinlerin ortaya çıkışı kadar eskidir. Hz. İsa Romalıların yönetimi altında ezilen horlanan tüm yoksullar için bir sosyal adalet ve eşitlik umudu olmuştu. Hz. Musa israiloğulları odaklı idi Firavunlardan kurtuluşu ve diğer halklara üstünlüğü esas almıştı. Oysa Hz. İsa kendiside yahudi olmasına rağmen sünneti (israiloğulları ile Rab arasındaki aktin şartı olan) kaldırmış her milleten yoksulları ve ezilenleri çevresinde toplamıştı. Hz. Muhammed de öyle. Kureyşin soylularından olmasına rağmen zenginlerinden değildi. Çevresinde çeşitli milletlerden yoksulları köleleri , kadınları toplamıştır toplumda sosyal adaleti öngörmüştür. Ganimetin üleşimi,miras düzenlemeleri, zekat ve sadaka gibi zenginliğin tek elde toplanmasını engelleyici uygulamalar yanısıra haksız kazanç kavramı altında bir dizi karşı önlemler sıralanabilir.

    Batı toplumlarında sosyal adalet aryışı 19. yy. da esas olark kapitalizmin gelişimi ile yeniden tarih sahnesine çıkmıştır. Rusya da ve diğer ülkelerde sosyalist bir düzen kurmayı amaçlayan girşimler başarılı olamadı buna rağmen sosyal-adalet , sosyal-devlet gibi kavramlar kapitalist ülkeler tarafından bir devlet politikası olarak benimsendi. Buradaki amaç toplumdaki sosyal eşitsizliğin bir patlamaya varmasını engellemektir.

    İslamiyet Medine İslam Devletinden günümüze kaçınılmaz olarak bir dönüşüm geçirmiştir. Hz. Muhammed ”Ümmetimden ban uyanların en üstünü padişahın (buyruk sahibinin) kapılarına yaklaşmayanıdır.” der. Oysa Peygamber in ölümünün hemen ardından müslümanlar Şam ve Bağdat daki padişahların yerini almış saraylara yerleşmişlerdi bile.

    İslamiyet ile sosyalizm ne ölçüde bağdaşır diye sorsanız doğrusu çok zor derim.
    Yani İhsan Eliaçık gibi İslam coğrafyasında boyveren ve müslümanlığı sosyal adalet temeline oturtmaya çalışanların işi bir hayli zor.
    Bu zorluk ilk olarak islamiyetin doğasından kaynaklanıyor. İslamiyet köleci toplumun bağrında doğdu bu nedenle ”Efendi-köle” ilişkisini tanrı katında yansıttı:” tanrı-kul”. Egemen ve tabi olan ilişkisi. Dindeki bu temel kabul onun tarih boyunca egemenler tarafından ezilenlere karşı bir yönetim aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır. Başlangıçta bu dinlere (İslamiyet ve Hırısiyanlık) karşı çıkan egemenler sonradan onu devletin sacayağı yapmışlardır (para-ordu-din). Din adamları ordusu ve tapınaklar devasa bir güç haline getirilmiştir. Yurttaşları ve sömürge halklarını(misyonerlik) egemenlere boyun eğen kullar haline getirmek için onlara ilk olarak din aracılığı ile bir kulluk aşılanmıştır. Göklerdekine sevgi ve aşk ile değilde kulluk ve korku ile boyun eğenler yeryüzündekilerine kulluk etmekte de bir beis görmemişlerdir.

    Böylece dinler sınıflı toplumlarda insan ile inandığı arasında sevgi-aşk bağına dayanan özgür insan ile özgür vicdanı arasında ki mahrem bir ilişki olmak yerine kamusallaştırılmıştır. İslami sosyalistlerin işi zor dediydim. Soyal adaletin tam anlamı ile uygulanması(ne ölçüde uygulanabilir bilmiyorum Freud e sorulduğunda zor iş demiş insanın egoları var demiş) sosyalizmdir. Oysa İslam tıpkı Hırısiyanlık ve Musevilik gibi sınıflı toplumun bağrında daha doğarken onun
    efendi-kulluk ilişkisini esas almıştır.
    Yaradan/tanrı ile inananlar arsındaki bağ eğer kulluk değilde mesela özgürlük ve sevgi temelinde
    tarif edise idi islami sosyalizmin işi çok daha kolay olurdu.
    Tanrı katındaki efendi-kulluk ilişkisini sorgulamak ise ne ölçüde bu dinlerin sınırları içinde kalarak yapılabilinir bilemiyorum. Böylesi bir çaba yeni bir din yeni bir maneviyat tanımı getirmek anlamına gelecektir. Gümüz İslam coğrafyasında yinede İhsan Eliaçık gibi müslümanların çabalarını kapitalizmin karanlığında yakılmış bir ışık gibi görmekteyim. Emekleri zay olmasın diyorum.

    • Yorumunuzdaki iki noktaya katılmadığımı belirtmeliyim;

      1. Arap toplumundaki “efendi-köle” ilişkisinin İslamiyetteki “Allah-kul” ilişkisini doğurduğu tezi yanlış bir tez. Hem İslami açıdan yanlış hem tarih bilimi perspektifinden bakıldığında yanlış. İslami açıdan yanlış çünkü İslam itikadına göre İslamiyet, peygamber efendimize indirilmiştir ancak sizin dediklerinize bakarsak İslam, insan icadı bir din. Bunu bir Müslüman olarak kabul etmem mümkün değil. Tabii herkesin olaylara Müslümanca bakmasını beklemek hata olur. Bunun için tezinizin bilimsel açıdan sıkıntılarına değinmek istiyorum; İslamiyet köleliği kaldırmamıştır ancak özendirmemiştir de. Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor; “Ne zaman ki bir adam, Müslüman bir köleyi kölelikten kurtarırsa, Allahu Teâlâ da onun her organını cehennemin parçalamasından kurtarır.” İslamiyet’te kölelik “idealize” edilmemiştir hatta hadis-i şeriften anlaşılacağı üzere Müslüman kölelerin kurtarılmasının sevabından bahsedilmiştir. Köleliğin koşulsuz şartsız kabul edilmesi gereken mükemmel bir şey olduğu düşüncesini İslamiyet yıkmıştır. Bundan dolayı “efendi-köle” ilişkisinin “Allah-kul” ilişkisini doğurduğu düşüncesi mantık ve bilim ekseninde de yanlıştır. Ayrıca İslamiyet’in sosyalizmle bağdaşmıyor oluşu İslam’ın sosyal adaleti barındırmadığı anlamına gelmez. İslam’daki “egemen-tabi” ilişkisi adaletsizliğin göstergesi değildir. Peygamber efendimiz “Sizden kimse, ‘kulum-kölem’ demesin. Hepiniz Allah’ın kulları-kölelerisiniz.” demiştir. Yani İslam, sosyal yaşamda “kulluk” ilişkisi kurdurtmamıştır.

      2. Sosyal adalet, sosyalizm ile tesis edilemez. Zira planlı-korumacı-refah politikaları demek sefalet-açlık-zorbalık demektir. Küba, K.Kore yahut SSCB hangisi “refah” dediğimiz mefhumun kıyısına yaklaşabildi? Oysa kapitalist dediğimiz ülkeler çok daha büyük refah içindeler. Piyasa ekonomisi, kendi başına bırakıldığında hakiki refahı meydana getirecektir. Sosyalizm insana güzel hayallerden başka bir şey vermez. Bu çok açık bir gerçektir. Emeği, köle işgücüne dönüştüren sosyalizmden fazla şey bekliyorsunuz bence.

      İslamiyet, sosyalizmle bağdaşmaz. Ama bunun nedeni sosyalizmin “insancıl”, İslam’ın “adaletsiz” olması değildir. Aksine İslamiyet’in bireyi önemseyen yapısı ve sosyalizmin insanı metalaştıran vahşi dokusudur. Efendi-kulluk ilişkisini eleştiriyorsunuz ancak sosyalist sistemlerde bu çok açık olarak vardır. Her kollektivist sistemde bir “şef – big brother” vardır ve kitleler ona saygı duymak “zorundadır”. Bundan dolayıdır ki kapitalist-demokratik ülkelerde geçmiş liderlere uhrevi anlamlar yüklenmez ancak sosyalist sistemlerde liderler tanrılaştırılır. Mao, Castro, Stalin, Jong-il gibi liderlerin otoritesi ile demokratik ülkelerdeki liderlerin otoritesi çok farklıdır. Sözde, efendi-köle ilişkisine karşısınız ancak insanı; sistemin ve şefin kulu yapan sosyalizmi idealleştiriyorsunuz. Ve ironik şekilde İslamiyet’teki “kulluk” inancının, sosyal adaletin önünde engel teşkil ettiğini iddia ediyorsunuz. Emin olun İslamiyet, sosyalizmin vadettiği şeyden çok daha adil, insancıl şeyler veriyor insanlığa. İnsanın kendini büyük görmesini engelleyen ve hakikate boyun eğmesini sağlayan “Allah’a kul olma” prensibini getirmekle beraber, sürüden ayrı olarak birey bilincini de insana aşılayan İslamiyet’tir.

      • hikmet kuran

        Güzel bir polemik yazısı yazmışsınız tebrik ederim.

        Değerli Kardeşim,
        Güzel bir polemik yazmışsınız tebrik ediyorum.
        Meselenin özüne inmişsiniz yazımda iki temel tema vardı: tektanrılı dinlerde ki yaradan ile yarattıkları arasındaki ilişki ‘Efendi-kul’ ilşkisi. Ben bunun dinlerin içinden geldikleri toplumlardaki sosyal sistemi yansıttığını ifade ediyorum. Bu soruya dini çevrelerden makul ve mantıklı bir yanıt alabilmiş değilim. Neden yaradan yarattığı ile arasında bir sevgi-aşk bağını değilde boyun eğdirmeyi tercih ediyor? Bir anne ile çocuğu arasındaki gibi sevgi ve şevkati değilde, her iki sözünden birinde tehditler, işkence, zulüm, kavimlerin anne karnındaki bebeğe varıncaya değin tekrar ve tekrar soykırımları ile gözdağı vermeyi tercih ediyor. Eğer bir mutlak adaletten söz edeceksek ki Tanrının adaletinin böyle olduğuna şüphe yok; bu adaletin ugulamalarının günümüz adalet anlayışına ters düşmemesi, Haag daki Adalet Mahkemesine düşmemesi gerekirdi. Ya da Evrenin yaradanı yarattığı karşısında bu kadar acizmiydi ki bu tür toplu katliamlara başvurdu? Onlara neden ‘ol!’ diyemedi? En azından masum çocukları yaşlıları kadınları ve suçsuzları ayıramazmıydı, ya Tufanda boğduğu hayvanların , kuşların börtü böceğin ne günahı vardı?
        Bu soruma henüz makul ve mantıklı bir yanıt maalesef alabilmiş değilim.

        İkinci sorunda bir kavrama takılmışsınız ‘Sosyalizm’. Sosyalizm bir ekonomik ve toplumsal düzen kapitalizme altarnatif olarak 19 yy. Marks ve dönemin Sosyal Demokratları tarafından ortaya konulmuş bir tez. Bir tez diyorum zira henüz Dünya üzerinde kapitalizm gibi gerçekleşmiş değil. Bir takım girişimler oldu ve başarısızlıkla sonuçlandı.
        Sosyal adalet ile sosyalizm aynı şey siz sosyal adaleti alıyor sosyalizmi atıyorsunuz oysa sadece bir kavram farkı var aralarında. Sosyalist sosyal adaletçi kimse demektir. Hz.Muhammed de Hz. İsada bu anlamda yani sosyal adaleti gerçekleştirmeye çalışanlar olarak sosyalist idiler. Kavramı kabul edersiniz etmezsiniz o ayrı birşey.
        Ayrıca sosyalizm tarihte ne batı kültürüne aittir nede Marks ve Sosyal Demokrasiye.
        Tarihçilerin kabul ettiği tarihin ilk sosyalist devrimi İslam coğrafyasına aittir. İranlı Mazdek İslamiyetin gelişinden kıssa bir süre önce İrandaki toprak ağalığı ve harem sistemine karşı ‘Topraklar ve kadınlar’ herkesindir sloganı etrafında halkı harekete geçirmiş. Kral Kavat döneminde 30 maddelik bir eşitlik yasasını kabul ettirmiştir. Mazdak ise vezir olmuştur.
        Günümüz de ‘ komünistler de kadınlar ortaktır’ sözü oradan gelir. Tabi ki çarpıtılarak. Mazdak yaşamı boyunca tek eşli olmuştur. Ama o dönemde köylülerin tüm genç kızları toprak ağalarının köşklerindedir. İran krallarının on binlerce karısı vardı saraylarında. Sadece toprakları değil kadın ve kızlarıda gasp etmişlerdi. Başlık parası da yine Kavat zamanında ortaya konulmuştur. Ağaların, köylülerin kızlarını gaspını sınırılandırmak için getirilmiştir.
        Karmatilik bir diğer sosyalist harekettir İslam coğrafyasında. Bu hareketin başında çoğu durumda Hz. Muhammed in soyundan gelen insanlar olmuştur.
        Bu konular taktir edersinizki böyle bir zeminde hakkı ile ele alınacak konular değil.
        Ayrıca gördüğüm kadarıyla siz yüksek tahsilli birisiniz muhtemelen ilahiyatçısınız.
        Oldukça düzgün bir yazım ve imlanız var. Ben lise mezunuyum. Fakat daha önemlisi çalışan birsiyim bu konuları incelemeye can atmama rağmen kendime ayırabildiğim zaman sınırlı.
        Bu nedenle bu konulara sadece dikkat çekebilirim Allah ömür verirse yaşamımın ileri bir döneminde zaman ayrırım. Bunu bir insanlık borcu olarak görmekteyim.
        Saygılarımla.¨
        21.11.2011´Stockholm

  2. Merhabalar Hikmet Bey,

    “Kulluk” ve “sevgi” gibi mefhumlara yanlış yaklaştığınızı düşünüyorum. Ne kulluk ‘korku’nun adıdır ne de sevgi korkusuzluktur. Kulluk, içinde sevgiyi; sevgi, içinde kulluğu barındırır. Hiçbir sevgi yoktur ki kaynağı salt sevgi olsun. Anne ile çocuk arasındaki sevgide bile korku zerreleri vardır. Allah ile olan kulluk ilişkimizde böyle. Sevgi ve korku… Ancak, Allah(c.c.)’ın indirdiği ayetlerde, içimize yerleştirdiği fıtratta egemen olan şey korku değildir. Sevgiden, şükürden gelen bir kulluktur bizimkisi. Lakin beşerin ‘korku’ya da ihtiyacı vardır, yeryüzünün en şaşar varlıkları olan beşerlerin yoldan sapmaması için korku da, cehennem de, ateş de bazen ‘yol gösterici’dir. Milan Kundera der ki “Korkunun kaynağı gelecekte yatar.” İman etmiş insanlar gelecek kaygısı taşıyan insanlardır, bundan ötürü insanların korkması ve Allah olan kulluk ilişkilerinde ‘korku’nun var olması tabiidir. Alemlerin rabbi hiçbir tehdit ve korku ifadesi kullanmasa dahi insanlar sırf Allah’ın rahmetinden uzak kalacağız diye ‘korkarlar’. Allah’a kullukta korkunun çok hakim olduğuna yönelik iddianın hatası biraz da buradadır. Yani aslında yaradanın korkutmasından ziyade yaratılanın korkusu, -sevgiyi kaybetme korkusu- sanki İslamiyet’in geneliymiş gibi algılanır.

    “Boyun eğmek” bence sevginin-kulluğun en hoş olanıdır. Niye boyun eğmekte menfi bir yan gördünüz bilemem ama bana göre boyun eğmek, aşkın doruğudur. Alemlerin rabbi ile olan ilişkimizde boyun eğmekten başka ne yapabiliriz ki?

    Olayları derinlemesine düşünmek yerine bir dünyalı olarak değerlendiriyoruz maalesef. Mesela “bu kadar katliamlar varken Allah’ın adaleti nerede?” diye soruluyor. Dünyanın bir cennet bahçesi olmadığı unutularak, Allah’ın burayı imtihan için yarattığını göz ardı ederek soruluyor bu sorular. Yeryüzü, sefanın değil cefanın yeridir. Yalnız çocuklar-kadınlar değil neredeyse gelmiş geçmiş bütün peygamberler zulme uğramıştır. Peygamber Efendimizin Mekke’de, Taif’de çektikleri az değildir. Bir peygamber, son peygamber dahi acı çekmiştir. Kur’an-ı Kerimin ifadesiyle söyleyeyim “şüphesiz ki bunda düşünen kavimler için ibretler vardır”.

    ***

    Sosyal adalet mevzuna gelirsek; sosyal adaletin tesisine karşı değilim, tüm müjdecilerin yani peygamberlerin de sosyal adaleti sağlamak gibi bir amaçları olduğuna inanıyorum. Ancak bunun metodu ne olacaktır? Ayn Rand gibi kapitalist filozoflar kapitalizm sayesinde sosyal adaletin sağlanacağını söyler. Peygamber efendimiz kendi döneminde(tarım toplumunda) daha karma bir iktisadi sistemle sosyal adaleti sağlamaya çalışmıştır. Bunun için her sosyal adalet taraftarı, sosyalisttir demek yanlış bence.

    Komüniteryen ideolojilerin vadettiklerinden çok daha farklı şeyler vereceği kesin olan bir şey. Bunun için tarihteki tüm ‘sosyalist’ çabalar kanımca yanlıştır. Mazdek, Şeyh Bedrettin ya da Marx…

    ***

    Ayrıca yorumunuz için de teşekkür ederim. Ancak ilahiyatçı olmadığımı belirtmek isterim, Tarih lisans öğrencisiyim ve iktisat-din gibi konularda sizin gibi araştırmalar neticesinde bilgi sahibi olabiliyorum.

    Bu arada vakit buldukça yeni yorumlar yapmanız, yeni ufuklar açmamız babında hayırlı olacaktır. Gayet yeterli olduğu anlaşılan mevcut birikiminiz sayesinde istifade edilecek muhabbetlerin olması da hepimiz açısından faydalı olacaktır.

    Selametle…

  3. hikmet kuran

    Değerli Kardeşim!
    Yine öz ve anlamlı yazmışsın. Genç bir insan olman takdir uyandırdı. Alah yolunu açık etsin ve insanlık için güzel şeyler yapmayı nasip etsin.
    Yanlız eğri oturup doğru konuşalım. Ben kendimi marksist olarak görmesem de marksist gelenekten gelen bir insanım. Marks ın olaylara zemin ve zaman içinde yaklaşma yöntemini ve kapitalizm analizini önemserim, toplum projelerini fazla kaale almam.
    Olaylara bilimsel kuşkuculukla yaklaşır, nesne ötesi varlıklara inanmam. Ruh ve ruhsal varlıklar, melekler, cinler , rüyalar, hayaller hepsi düşünen maddenin türevleridir derim. İnsanda bilime ve maneviyata değer veririm.

    Tüm çabam maneviyatın siaysetin boyunduruğundan kurtarılmasıdır. Tarih boyunca insanların inancının devlet tarafından istismar edildiğini görmekteyim. Oysa inanç, inanan ile inandığı arasında tamamen mahrem bir alandır. Bu alanın kamuya açılması istismara ve riaya açılmasını da beraberinde getimiştir. Bu da yeryüzünde var olan semavi dinleri fazlası ile kirletmiştir.
    Tarihe dönüp şöyle bir göz atarsak insanlığımızdan utanacağımız en iğrenç, en vahşi en canavarca işkenceler ve katliamlar hepsi din adına yapılmıştır, yaptırılmıştır.

    Bu günlerde Dersim olayları konuşuluyor. Dersim Harekatına katılmış bir asker anlatıyor CNN Türk de. Bir genç anne öldürülmüş, Munzur ırmağı kıyısında, bir-iki yaşlarında çocuğu çakıl taşları ile oynuyor, acıkınca da gelip annesinin memesini emiyor, tekrar oynuyor tekrar gelip annesinin henüz soğumamış bedeninden meme emiyor. Komutan bırakalım nasılsa aç kalıp ölür diyor ama geriden gelen bir asker süngüyü takıp çocuğu suya fırlatıyor. Televizyonda bu yaşlanmış askerin anlattıklarını dinlerken aklıma Cezayir kurtuluş savaşı geldi. Sahne nerede ise aynı: Orada da bir fransız askeri memedeki bir bebeği annesinin kucağından koparıp alıyor ve taş duvara çarparak beynini parçalıyor. Dersimde bu sahninin binlercesi yaşanmıştır. Çocukluğumda hem babamdan hem de savaşa katılan başka askerlerden bu ve benzeri birçok şey duydum.
    Çanakkele Savaşında siperlerde ki düşmanı ile ekmeğini paylaşacak kadar insancıl olan Türk askerini Dersimde kendi yurttaşına karşı bu kadar canavarlaştıran şey nedir dersin?
    Maalesef sorumun cevabı din dir. Dersim harekatı on yıl öncesinden hazırlanmış bir harekattır. Atatürk tarafından bölgeye gönderilen Hasan Reşit Tankut gibi mülkiye müfettişlerinin hazırladıkları raporlar Türk askerlerinin savaş öncesi piskolojik eğitiminde kullanılmıştır. Bu raporlarda Dersim halkının müslüman olmadığı kanıtlanmaya çalışılmıştır.
    Dersime giden asker cennete gitmek için orada Kızılbaş öldürmeye gittmiştir. İşte o merhamet dolu Türk askerinin Dersimdeki canavarlıklarının nedeni böylesine bir masumane arzu: cennetin anahtarı.

    Bir zamanlar doğunun zenginliklerini yağmalamak için Papa da Hırıstiyanlara cennetin anahtarını vaad etmişti. Bir müslüman öldüren herkes cennete gidecek diyerek. Haçlı seferlerinde müslümanların bulundukları kentleri ve kaleleri kuşatan Avrupalılar öldürdükleri müslümanları şişe takıp kuzu çevirme yemişlerdir. Bu da din adına onlar için çok masumane bir ziyafet idi. Ya tahta çıkan her Osmanlı padişahının ardından saraydan çıkan onlarca boğdurulmuş şahzedenin katline ne demeli? Bu katliama katli vacipdir diyen şeyhülislamlara ne demeli? Yüz yıllar boyu devam eden bu kardeş katlinin Allah katında yeri gerçekten varmıydı?
    Umarım tarihe bu kısa bakış kutsal kitaplardaki tanrı imajına neden karşı olduğumu daha net bir şekilde ortaya koymaktadır.

    Dinlerin tarihde köle sahipleri, günümüzde sermaye tarafından nasıl istismar edildiğine dair bu çarpıcı örenklerden sonra, umarım yaradan ile yarattığı arasındaki ilişkinin, efendi-köle ilişkisi gibi tanımlanmasına neden tepki duyduğum daha iyi anlaşılmıştır. Zira dinlerin egemenler tarafından istismarı bununla başlıyor.Sosyal adalete dair açık hükümlerine rağmen İslam dininin Emevi ve Abbasi krallarına biçilmiş bir kaftan gibi uymasınındaki dillema da buradadır. Zaten tarihte çoğu zaman kral ile peygamber aynı sahıştır. Yani tanrıya kulluk ile devlette kulluk özdeşttir.

    Bu kul-efendi ilşkisinin sorgulandığı yada yumuşatıldığına dair örnekler İslamiyete de Hırıstiyanlıkda da görülmektedir. Hallaç ta katı tanrı imajı yerini aşka, sevgiliye bırakmıştır. Abbasilerin Beyt ül Hikme sinin karşısında ezilenlerin İhvan-ı Safa düşünce okulunda da bu temayı bulmak mümkündür. Hacı Bektaş ve Mevlanada da öyle Tanrı-sevgi ve aşk bir arada.
    Hallacı Mansur, Mevlana ve Hacı Bektaşı Velinin sadece müslümanların değil her dinden milyonların gönlünde taht kurmasının sırrı da buradadır. Bir anne – babanın, yavrularına karşı, sevgi ve aşk ile dolu iken, yırtıcı kuşlar bile bile yavrusunu aşk ile severken Tanrı yavrusunu sevmezmi, kelamında sevgisini dile getirmezmi? Bu ilişkiyi (köle-efendi) hiç tanrısal bulmuyorum, aksine insana ait buluyorum.İnsan zihniyetinin, sisteminin bir yansıması olarak görüyorum. Tanrısal olan aşkdır, sevgidir, bilgeliktir, hoşgörüdür. Sevgi ve aşk, bilim ve bilgelik ile hükmeden tanrısaldır. Zulüm , işkence, cehennem, zabani, sel, tufan soykırımı, tehdit, bunalar tanrısallığı zedeler, tanrısallık ile bağdaşmaz.
    Kutsal kitaplarda tanrı, tıpkı Olimpos un zirvesindeki Zeus gibi kızdımı kullarının başına kızgın taşlar fırlatır(Sadon ve Gamora da) ; Tantalos gibi sele boğar (Nuh Tufanı).
    Ben Kuran da Allah ın insanlara dair sarfetmiş olduğu tekbir aşk yada sevgi kelimesine rastlamadım. O sadece bağışlayıcıdır. Ama bağışlama kelimesinin geçtiği çoğu durumda önce bir ceza yada tehdit vardır, sonra bağışlayıcılık gelir.
    Değerli kardeşim daha öncede söylemiştim bu konular belki insanlığın yüzyıllarca konuşup tartışacağı konular, öyle bir iki sayfaya sığacak sığdırılacak konular değil.
    Amacımız daha yaşanır bir dünya, daha mutlu bir insanlıktır. İnsanın, insanın kurdu değil, dostu olduğu bir gelecek. Bir yanı ile zengin bir maneviyat diğer ucunda bilim ve onun geleceğe uzanan ışığı.
    Yazımı noktalarken Hz. Muhammedin bilim ve sevgiye dair sözlerinden bir demet sunmadan edemiyeceğim.

    • Çinde bile olsa bilgiyi arayın, gidin, elde edin. (C. s.27)
    • Bir an düşünmek, yetmiş yıl ibadet etmekten hayırlıdır. (K. II. s.27)
    • Hangi kabdan çıkarsa çıksın iyi-kötü, kimde bulunursa bulunsun hikmeti almaya bak. (K.II. s.51)
    • Bilgi elde etmeye çalışmak, Allah katında namazdan da, oruçtan da, hacdan da, yüce ve ulu Tanrı yolunda savaşmaktan da üstündür.(C. II. s. 45)
    • Bir an bigiyle meşgul olmak, bir an kitaba, yazıya bakmak, altmış yıl ibadet etmekten hayırlıdır.(K. II. s.186)
    • Bilginler yeryüzünün ışıklarıdır, peygamberlerin halifeleridir, benim varislerimdir, peygamerlerin varisleridir. (K. s. 86)

    • Birbirlerini sevenler, nurdan mimberlerdedir; onların yerlerine peygamberler, gerçekler, şehitler bile gıpta ederler. (C. II. s. 69)

    • Tanrıya inanmaktan sonra işlerin en üstünü insanlarla sevişmektir. (C. s. 40)

    • Biriniz, bir din kardeşini sevdimi sevgisini ona bildirsin (C. s. 15)

    Aşk ile kalın.
    Hikmet Kuran

  4. Bir tarih lisans öğrencisi ve bu sitedeki yorumları, yazıları…eğitim sistemimiz için umutlandım. Tebrikler kardeşim! :) Fakat dinimizi bir ideoloji ile veya felsefeyle anlatmaya çalışmayınız, naçizane tavsiyem. Açık açık anlatınız -izmlere gerek yok bence. + Akl-ı selim yazılarınız, Eliaçık yazısına attığınız başlık ile gölgelenmiş, “adam” ifadesi derinliği gölgelemiş kanımca. Son olarak İslam’ı bir ideolojik konumlanmayla izah çabanızı da kısaca açıklamanızı rica etmek isterim. Teşekkürler.

    • Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Bu bloga yazma amacım İslamı -izm’lerle anlatma-kanıtlama-aklama çabası yahut çeşitli -izm’lere İslam üzerinden masumiyet giydirme çabası değil. Amacım şu; birileri (Müslüman sol) İslam ile komüniteryen ideolojiler arasında çok yakın ilişki olduğunu iddia ediyor, Marx’ın söylediklerinin aslında İslam’ın emrettikleri olduğu anlatılıyor ve kapitalizm modern dünyanın şeytanı olarak lanse ediliyor ancak bana göre bunlar külliyen yalan. Bana göre İslam “hiç bir ideoloji ile aynı değildir ve İslam tüm ideolojilerden üstündür”. İslamiyet ne liberalizmi önerir ne komünizmi, o kendine hastır. Kısacası Müslüman solculara cevap vermeye ve İslam ile liberalizm/kapitalizmin zannedildiği kadar uzak olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

      Haşa, İslam’ı ideolijilerle açıklamıyorum; İslam ancak İslam kaynaklarıyla izah edilir. Ancak İslam’ın prensipler koyup, detaylarını beşere bıraktığı siyaset-ekonomi gibi alanlarda biz Müslümanlar’ın da çeşitli yönelimleri olabilir ve bu yönelimlerimizin İslam’la zıt olmadığını kanıtlamaya çalışabiliriz. Bence bunlar gayet doğal çabalar.

  5. Teşekkürler cevaplarınız için. Ben zaten kusur atfedercesine yaptığınız “uygun” değil, -izmlerle açıklamalar yanlış gibi bir iddiadan ziyade, bu çabanızın nedenini meraktan ötürü sordum.

  6. ihtiyaçtan artakalanın tamamını infak edin. Bakara/219 bu ayeti görmüyorsunuz ya ne diyeyim…

    • Ben de malı, işlevsiz halde yığmayı savunmuyorum zaten. Elbette Müslüman infak edecek ama buradaki “ihtiyaç”tan kasıt nedir? Derviş hayatı yaşayın mı der İslam bize yoksa ticaret yapın, iş sektöründe bulunun, ilim cemiyetlerinde bulunun mu? Elbette ikincisini öğütler. Ve iş yapmak için, düzende yer almak için insanlar paraya-sermayeye “ihtiyaç” duyar. Oradaki ihtiyaç sadece yemek-kıyafet değil. Ayrıca ihtiyaç kavramı da her devirde değişir.

      “Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükâfatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.” (Muhammed/36)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: